bir susup düşünsek diyorum…

Televizyonda açıkoturumlardan, tartışma programlarından geçilmiyor. Bu sıcak günlerde tartışacak çok meselemiz var. Ama kanal kanal dolaşan tartışmacılarımız acaba gerçekte ne öneriyorlar?

Kimi zaman insanlar kendilerini ifade edemiyormuş gibi davranılır. Ama gerçekte, kendilerini ifade etmeyi sürdürürler. Lanetli çiftler, erkek “Neyin var? Kendini ifade etsene…” demeden kadının dalgın ya da yorgun olamayacağı çiftlerdir, ve kadın … demeden erkeğin, vs. Radyo, televizyon çifti taşırdı, onu her yere yaydı ve gereksiz sözler, çılgın miktarda söz ve imaj içimize işledi. Saçmalık asla dilsiz ya da kör değildir. Öyle ki, sorun artık insanların kendilerini ifade etmesini sağlamak değil, onlara, nihayet söyleyecek bir şeylerinin olacağı yalnızlık ve sessizlik boşlukları sağlamaktır.

Baskı kuvvetleri insanların kendilerini ifade etmelerine engel olmuyor, tersine, kendilerini ifade etmeye zorluyor. Söyleyecek bir şeyi olmamanın hoşluğu, hiçbir şey söylememe hakkı, çünkü söylenmiş olmayı biraz hak edecek seyrek ya da seyrekleşmiş bir şeyin oluşma koşulu budur. Bugün bizi öldüren şey parazit değil, hiçbir önemi olmayan önermelerdir. Oysa bir önermenin anlamı, teşkil ettiği önemdir. Anlamın başka tanımı yoktur ve bir önermenin yeniliğiyle aynı şeydir. İnsanları saatler boyu dinleyebilirsiniz: Hiçbir önemi yoktur… Bu yüzden tartışmak bu kadar güçtür, bu yüzden tartışmaya gerek yoktur, hiçbir zaman.

Gilles Deleuze, “Şefaatçiler”, Müzakereler içinde, çev. İnci Uysal, Norgunk Yayınları, s. 147.