sinemasal tesadüfler ya da “panoramik algı”

Amélie filmini izleyenler hatırlar. Filmin giriş bölümünde kahramanımız hayat hikâyesini özetler. Sahnelerden birinde Amélie karanlık bir sinema salonunda film izlemektedir. Bizlere dikkatli bir göze sahip olduğunu belirtir. Fısıldayarak filmlerde “hiç kimsenin görmediği ayrıntıları yakalamayı sevdiğini” söyler. Bu konudaki becerisine ilişkin verdiği örnek Truffaut’nun Jules ve Jim (1962) filmindendir. Amélie’nin dikkatimizi çektiği sahnede arka plandaki camın üzerinde bir sinek yer alır. Jeanne Moreau, Jim’i öpmek üzeredir. Sinek ağzının içine girecekmiş gibi görünür.

Nedir Sinema! (What Cinema Is! Bazin’s Quest and its Charge, Wiley-Blackwell, 2010) adlı kitabında bu sahneye değinen Dudley Andrew, bunun basit bir tesadüf ya da hata olduğunu belirtiyor. Andrew bu örneği, “Cahiers aksiyomu” olarak adlandırdığı gerçekçi yaklaşım ile Amélie’nin yönetmeni Jeunet’yi de dahil ettiği “cinema du look” olarak anılan her şeyi önceden tasarlayan anlayışı karşılaştırmak için kullanıyor.

Andrew, bu sahnenin ayrıntılarını Jules ve Jim’in görüntü yönemeni Raoul Coutard’a sormuş. Coutard, sahnenin doğa (beklenmedik ve olağanüstü güzellikteki bir sabah güneşi) ile kurmacanın yanyana gelmesinden doğan bir mucizenin ürünü olduğunu kaydediyor. Görüntü yönetmenin belirttiğine göre, iki aşığın silüetini yakalamaya çalışırlarken sineğin çerçeveye girmesine engel olamamışlar, planı çok beğenen Truffaut da yeniden çekime gerek duymamış.

Dudley Andrew, sürrealistlerin de benzer biçimde sinema perdesini tarayıp yönetmenin görmediği ayrıntıları bulmaya çalıştıklarını hatırlatıyor. Christian Keathley bu türden bir tarama işlemine ‘panoramik algı’ adını veriyor.

Benzer sinemasal tesadüflerle sizler de karşılaşmışsınızdır. Ancak, çerçevenin içerisine giren mikrofonları bunlarla karıştırmamak lazım. Zira, orada kabahat filmin çerçeve oranına uygun kaşeyi (maske) kullanmayan sinema salonunun.

Benim aklıma ilk olarak Halit Refiğ’in Gurbet Kuşları’ndan (1964) bir sahne geldi. Filmi defalarca ekrandan izlediğim halde görmediğim bu ayrıntıyı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi arşivine ait 35 mm kopyayı sinema salonunda izlerken fark ettim.  Filmin dönüm noktalarından birini oluşturan Fatma’nın intihar sahnesinden önce, Murat (Tanju Gürsu) onun çalıştığı randevuevinin yerini tespit eder. Kardeşi Selim’e (Cüney Arkın) haber verir. Birlikte Fatma’yı bulmak üzere apartmana girecekleri sırada yoldan bir kedi geçmektedir. İki kardeşle kedinin yolları tam apartman kapısının önünde kesişir. Kedi siner ve olduğu yerde kalır. Murat ve Selim apartmandan içeri girdikten sonra hareket etmeye hazırlanır, ancak bu sırada Kemal ve nişanlısını taşıyan taksi apartmana yanaşır. Kedi yerinden kımıldayamaz. Bu sinemasal tesadüfün, dramatik gerilime olduğu kadar filmin gerçekçilik yanılsamasına da katkıda bulunduğu yadsınamaz. Keşke, görüntü yönetmeni Çetin Gürtop ya da Halit Refiğ’e bu sahneyi sorma şansımız olsaydı…  Bilmem sizlerin panoramik algısına bu türden tesadüfler takıldı mı.