2008’e bakış

Bu meslekte adettendir, yılın son yazısı genellikle geride kalan yılın değerlendirmesine ayrılır. Taraf’ta bir yılı aşkın zamanı geride bırakırken biz de geleneği bozmayalım, 2008’de sinema alanında neler olmuş saptamaya çalışalım.

Öncelikle bardağın dolu tarafından bakalım: Son yıllarda artan izleyici sayısı 1990’dan bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Haftalık Antrak Sinema Gazetesi’nin 4 Ocak – 21 Aralık 2008 arasını kapsayan verilerine göre, satılan toplam sinema bileti 36 milyonu buldu. Sinemanın 1990’larda içinde bulunduğu ciddi krizle karşılaştırıldığında bu hiç kuşkusuz önemli bir ilerleme, ancak Türk sinemasının 1960 ve 70’lerdeki altın yıllarıyla karşılaştırıldığında sinema kültürünün ne derece gerilediğinin de bir işareti. Örneğin 1970 yılı verilerine göre, yıllık izleyici sayısı bugünkünün yedi katı civarındaydı (247 milyon).

Bir diğer sevindirici gelişme de, yerli yapımların sayısında ve izleyici payındaki artış. Bu yıl 50’yi aşkın yerli film gösterime girerken, en çok izlenen ilk on filmin tamamı yerli yapımlardan oluştu. İzleyicilerin % 60’a yakını Türk filmlerini tercih etti. Yalnızca ilk on filmin izleyici sayısı (17 milyon) toplamın yarısına yakın. Yerli film izleyicilerinin oranı açısından bakıldığında, Türkiye’nin istisnai bir konumda olduğunu, dünya sıralamasında İran, ABD, ve Hindistan gibi ülkelerin ardından üst sıralarda yer aldığını belirtmeliyiz. Bu çerçevede, küresel çaptaki Hollywood egemenliğinden bir ölçüde sıyrıldığımız düşüncesiyle teselli bulabiliriz. Öte yandan, çok izlenenler arasında yer alan yerli yapımlara baklıldığında, bunların kullandıkları klişeler açısından Hollywood filmlerinden çok da farklı olmadıkları görülüyor.

Bu tabloyu büyük bir başarı ve rekor olarak değerlendirenler çoğunlukta. Ancak, sinemanın kültürünün genel düzeyini belirleyebilmek için başka rakamlara da bakarak, karşılaştırma yapmakta yarar var. İlk olarak, satılan biletlerin nüfusa oranına bakalım. Türkiye’de bir yılda kişi başına satılan bilet sayısı 0,5’i bulurken, ABD’de kişi başına bilet sayısı 4,6. Avrupa’da ise bu oran 2,9 (Fransa) ile 1,5 (Almanya) arasında değişiyor. Bir diğer deyişle, Türkiye’de nüfusa oranla sinemaya gidenlerin sayısı Avrupa ortalamasının dörtte biri düzeyinde.

Sinema kültürü açısından önemli bir diğer gösterge de, çeşitlilikle ilgili. Türkiye’de bir yıl içerisinde gösterime giren film sayısı yıllardır 200-250 arasında değişiyor. Bu hafta gösterime girecek filmlerle birlikte 2008’de gösterilen film sayısı 260’ın üzerinde. Bunun anlamı, haftada ortalama beş yeni filmin gösterime girdiği. Avrupa’da bu oran ülkelerin nüfusuna göre değişiyor. Örneğin, Birleşik Krallık’ta 2007’de gösterime giren filmlerin sayısı 500’ün üzerinde. İzleyici sayısına bağlı olarak gösterilen film sayısının da çeşitlilik gösterdiği karşıladığı söylenebilir. Farklı izleyici kesimlerinin beklentilerine karşılanması Avrupa’da önem verilen konuların başında yer alıyor. Ancak, gişe geliri açısından bakıldığında, bütün ülkelerde gelir pastasının önemli bir bölümünü az sayıdaki popüler yapımın topladığını biliyoruz.

Bir de sinemalar açısından duruma bakalım. Alışveriş merkezleriyle birlikte sinema salonlarının sayısının da arttığı gözleniyor. Bu nedenle, kesin bir rakam vermek zor olamkla birlikte, yine Antrakt’ın tahminlerine göre 450 komplekste 1,500’e yakın sinema salonu bulunuyor. Bu salonlardaki dijital projeksiyon makinalarının sayısının da artmakta olduğunu kaydetmek gerek. Mevcut izleyici sayısıyla sinema salonu miktarının şimdiden bir doygunluğa ulaştığı söylenebilir. Öte yandan, şehir merkezinde yer alan az salonlu sinemalar da birer birer kapanmaya devam ediyor. Sinema giderek alışveriş merkezlerini ziyaret eden belirli bir kesimin eğlencesi durumuna geliyor. Bu gelişme şimdiye kadar kârların artmasına neden olsa da, uzun vadede ters sonuçlar verebilir.

Değerlendirme yapmak için verilerin henüz yetersiz olduğu DVD piyasasına önümüzdeki hafta değinmek üzere, son olarak geleceğe ilişkin bazı önerilerde bulunalım. Kültür Bakanlığı’nın desteğiyle sinema yapımlarının olumlu bir gelişme çizgisi izlediği söylenebilir. Ancak, bu gelişimin sürdürülmesi, yalnızca sinema salonlarında değil diğer mecralarda da izleyici sayısının arttırılmasına bağlı. Bunun için de, sinema salonlarından, DVD ve benzeri teknolojilerin gelişimine bir çok etkenin gözönünde bulundurulması gerekli. Hiç kuşkusuz hedef, aynı filmleri izleyen homojen bir izleyici kitlesi yaratmaktan çok, farklı beğenilere yanıt vererek pastayı büyütmeyi çalışmak olmalı. Birinci stratejiyi izleyen televizyon kanallarının bütün dünyada karşı karşıya bulundukları kriz, sinema sektörü için de uyarıcı olmalı.

(Taraf gazetesinde 26.01.2008’de yayınlanmıştır)