afişlerin dili

Türkiye’de sinemanın 90 yıla ulaşan serüveni boyunca çevrilen film sayısı 6,000’nin üzerinde. Yangınlar ve kayıplar nedeniyle ne yazık bu filmlerin bir bölümüne artık ulaşma şansımız bulunmuyor. Ancak bu filmlere ilişkin az da olsa umut ışığı var. Zira,  kayıp olduğu sanılan ya da özgün kopyasına ulaşılamayan filmlerin keşif öyküsüne dünyada sıkça rastlanıyor.

Eksikliğini duyduğumuz arşiv materyalleri yalnızca filmlerle sınırlı değil. Sinema sektörüyle ilgili senorya, tanıtım malzemesi ve anı gibi bir çok belge de ulusal ölçekte bir arşiv kurulamadığı için dağınık elllerde bulunuyor. Bu durumun bir istisnası ise, filmlerin tanıtıldığı afişler…

Mimeray Matbaası’nın ikinci kuşak yönetcilerinden Erol Ağakay’ın 1986’da basılan öncü çalışması Afişlerde Yaşayan Türk Sineması’ndan buyana afişleri konu olan çalışmaların sayısında sevindirici bir artış gözleniyor. Aile geleneğini, “sinema fenerleri” (elle çizilerek boyanan büyük boyuttaki sinema afişleri) ressamı olan babası Mithat Ağakay’dan devralan Erol Ağakay, bugün hala afişçilik mesleğini sürdürüyor. Ağakay’ın sahibi olduğu Mimeray’ın afiş meraklılarına bir diğer hediyesi de, Agah Özgüç imzalı Afişlerle Türk Sineması (2002). 

Bu alanda şimdiye kadar yapılan en kapsamlı çalışma ise, Türker İnanoğlu’nun 5555 Afişle Türk Sineması (Kabalcı Yayınevi, 2004). İnanoğlu’nun 12 kişilik bir ekiple sekiz yıl içerisinde çeştili kaynaklardan topladığı afişler, yalnızca sinema değil kültür-sanat tarihi açısından da önemli bir belge niteliğinde. Kitapta afişler arasında yapacağınız bir yolculuk, farklı dönemlerin modaları, toplumsal cinsiyet rolleri gibi pek çok konuda önünüzde yeni ufuklar açılmasını sağlayabilir. Dileğimiz bu çalışmanın tasarımcı ve basımevi künyelerinin de eklenerek zenginleşmesi.

Afişlerle ilgili çalışmaların bir bölümüne ise internet üzerinden ulaşmak mümkün. Ankara’daki Milli Kütüphane zengin bir afiş koleksiyonuna sahip kurumlardan biri. Kütüphane, son yıllarda elektronik veri tabanı oluşturma konusunda başarılı çalışmalara imza attı. Tasarım anlamında zayıf olsa da, içerik açısından zengin ve etkin bir web sayfasına sahip. Sözünü ettiğimiz veri tabanlarına geçtiğimiz aylarda sinema afişleri de eklendi. Türk sinemasının çeşitli dönemlerine ait 100’e yakın afişi Kütüphane’nin web sayfasında bulabilirsiniz.  

Bir diğer sevindirici gelişme de, afişlerin aynı zamanda akademik çalışmalara konu olması. Bu alanda çalışmalarıyla öncü olan Nazlı Eda Noyan, birikimini kendi web sitesinde paylaşıma sunuyor. Etkileyici ve keyifli bir tasarıma sahip sitede, Türkiye’de afiş sanatının gelişimine dair açıklamalı örneklerin yanısıra, kapsamlı bir kaynakça ve internetteki diğer kaynaklara linkler de bulunuyor. Hazır bu siteye girmiş Noyan’ın farklı alanlardaki çalışmalarına göz gezdirmenizde yarar var. “Denizi Gören Kız” yaratıcı üretimin ticari olmayan paylaşımına ilişkin değerli bir örnek.

Yabancı afişler

Afişlere ilişkin sözünü ettiğimiz çalışmaların yegane eksik yönü, Türk sinemasıyla sınırlı olmaları. Oysa, yabancı film afişleri üzerinde yapılacak çalışmalar, belirli bir dönemi aydınlatmak açısından önemli.

Yazar ve galerici Sam Sarowitz’in geçtiğimiz günlerde yayınlanan kitabı Translating Hollywood: The World of Movie Posters (Hollywood’u Tercüme Etmek: Film Afişlerinin Dünyası) (Mark Batty Publisher) bu alanda yapılabileceklere bir örnek oluşturuyor. Sarowitz’in koleksiyonunda bulunan 12,000’in üzerinde poster arasından seçilen çalışma, uluslararası anlamda film pazarlama çalışmalarının nasıl gerçekleştiğini gözler önüne seriyor. Ağırlıklı olarak 1950’ler ve sonrasına ait olan afişler, Hollywood klasiklerinin yanısıra farklı ülke sinemalarının yurtdışındaki gösterimlerinde izleyiciye nasıl sunulduğunu dair ipuçları içeriyor. Çeviri afişler bazı örneklerde orijinalinden belirgin farklılıklar sergiliyor. Öyle ki, sözkonusu afişlerin aynı filme ait olduğuna inanmak zorlaşıyor. 

 

Örneğin, afiş sanatının önemli gelişme gösterdiği Polonya’da, Amerikan filmlerinin neşeli havasını karanlık kılan gerçeküstücü bir üsluptan söz edilebilir. Bazıları Sıcak Sever’de olduğu gibi, yıldızları pazarlama gereği duymayan bu yaklaşım, Hollywood’un ticari anlayşının oldukça uzağında. Hitchcock’un Kuşlar filminin Çek sanatçı Josef Vyletal tarafından tasarlanan afişi ise, Max Ernst’in resmiyle arkaplandaki Kaliforniya (?) manzarasını biraraya getiriyor.

Bu afişlerden küçük bir seçki için The Boston Phoenix’in sayfasına bakabilirsiniz.  

(Taraf gazetesinde 17.10.2008’de yayınlanmıştır)