Dokunuyorsa size…

Laura Mulvey, “Görsel Haz ve Anlatı Sineması” (Visual Pleasure and Narrative Cinema) başlıklı ünlü makalesine başlarken, izlemekten duyulan haz ile film çözümlemesi arasındaki bağlantıya değinir: “Güzeli ya da hazzı çözümlemenin onu yokettiği söylenir. Bu makalenin niyeti de bu.” Sinema araştırmalarının belki de en çok referans verilen bu makalesiyle ilgili tartışmalarda, film çözümleyen kişinin alacağı tutum ve haz meselesine de sıklıkla değinilir. Özellikle de, toplumsal bilimlerde kuramın sonunun geldiğini savlayanlar hazzın izleme eyleminin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek, mesafeli bir konuma karşı çıkarlar.

Bunları bana düşündüren, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyelerinin hazırladığı Çok Tuhaf Çok Tanıdık: Vesikali Yarim Üzerine (Metis Yayınları, 2005) kitabında yer alan Lütfi Akad söyleşisi oldu. Söyleşide, Ali Karadoğan’ın filmleriyle ilgili sorduğu ayrıntılı sorular karşısında sıkılganlığını gizlemeyen usta şöyle der: “Ne yapacaksınız bunları siz? Filmi seyredin, dokunuyorsa size, kalbinize dokunuyorsa o kadarla yetinin. O güzel bir şey. Ama didiklediğiniz zaman filmi bozarsınız. O şey kalmaz sizde, tadı kalmaz.” (s.131)