“Orta ikiden ayrılan çocuklar için şiirler”

400 Darbe (François Truffaut, 1959)

 Gazeteden evden kaçan çocukların kayıp ilanlarını keser, yüksek sesle okurdu. İlanlardaki kayıp çocukların silik fotoğraflarına bakardık. Sanki bu fotoğrafları çeken fotoğrafçı da çok fakirdi. Bu ana babalarının kayıp ilanı verdikleri çocuklar ortaokulluydular. Genellikle erkek çocuklardı… Oğlum annen hasta. Yalvarıyoruz eve dön. Sana kızmayacağız… Ece, kayıp çocukların intihar haberlerini de gazeteden keserdi. ‘Bu fakir çocukları’ derdi, ‘orta ikiye kadar okurlar, orta ikiyi okumayıp okuldan kaçarlar. Orta iki bu çocukların çoğunun intihar yılıdır.

‘Emine’ Sevgi Özdamar, Kendi kendinin terzisi bir kambur, İstanbul: YKY, 2007, s. 17.

Tıpkı barfikste büyük dönüşü yapmaya çalışan jimnastikçi gibi her çocuk er ya da geç kendi payına düşecek kaderi belirleyen talih çarkını kendisi için çevirir. Çünkü yalnız on beşindeyken bildiğimiz ya da yaptığımız şey sonradan bizi cezbedecektir. Dolayısıyla hiçbir zaman telafi edemeyeceğimiz bir şey vardır: On beşimizdeyken evden kaçmamış olmak. Sonradan anlarız: Sokakta geçirilen kırk sekiz saat, tıpkı alkalik çözeltide olduğu gibi, mutluluğun kristalini yaratır.

Walter Benjamin,  “Geri Dön! Her şey affedildi”,  çev. Nurdan Gürbilek ve Sabir Yücesoy, Son Bakışta Aşk içinde, İstanbul: Metis, 1995, 2. Basım.

kitabın cildi

Sinemanın en genç ruhlu büyükannesi Agnès Varda Sight & Sound’un Mart sayısında Daniel Trilling’e nefis bir röportaj vermiş. Varda, evindeki vitrinin ödüllerle dolu olduğunu ancak film çekmek istediğinde para bulamadığını söylüyor: “İnanılmaz ama bana güvenmiyorlar”. Ancak, bu durum Varda’nın keyfini kaçırmışa benzemiyor: “Bir anlamda bundan gurur duyuyorum. Godard bir gün bana ‘la marge, c’est ca qui tient le livre’ (Kitabı birarada tutan cildidir) demişti”.

“Bu bazen ‘başarısızlığıma’ karşı teselli duygusu veriyor. Je tiens le livre! (Ben kitabın cildiyim!). Sinema dünyasının benim gibi insanlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Milyonlarca kişiyiz, tek başıma değilim. Başarılı olsalar da olmasalar da çalışmaya devam ediyorlar, sinema üzerine çalışıyorlar, onu anlamaya çabalıyorlar”.

haftanın sözü

Bazen hadisat iradeyi aşıyor. Benimki hayat boyu hadisat iradeyi aştı.

Osman Necmi Gürmen
Mustafa Ünlü’nün Kurşun Kalem‘i (2009), geç keşfedilen yazar Gürmen’in ilginç hayat hikâyesini konu alıyor. En az Gürmen romanları kadar sürükleyici.

lahanakafa

Ich bin ein Kohlkopf” (“Ben bir Lahanakafayım”), 1930. Fotogravür: John Heartfield, Arbeiter Illustrierte Zeitung, cilt 9, sayı 6 (1930), s. 103. Telif hakkı: 1999 Artists Rights Society (ARS), New York / VG Bild-Kunst, Bonn.

John Heartfield’in ünlü posteri, komünistlerin Sosyal Demokrat Parti’ye yönelik bir eleştirisi. Posterin altındaki başlıkta şunlar yazıyor:

Her kim ki burjuva gazetelerini okur, kör ve sağır olur.

İnsanları aptallaştıran sargılara hayır!

Fotoğrafın üzerindeyse, “Ich bin ein Preusse. Kennt ihr meine Farben?” (“Ben bir Prusyalıyım. Renklerimi biliyor musun?”) sözlerini içeren milliyetçi Prusya şarkısıyla dalga geçen sözler yer alıyor:

Ben bir lahanakafayım. Yapraklarımı biliyor musun?

Tasadan neredeyse kafayı yiyeceğim,

Ama çenemi tutuyor ve bir kurtarıcı bekliyorum.

Siyah-kırmızı-ve-altın-renkte bir lahanakafa olmak istiyorum!

Ne hiçbir şey duymak, ne hiçbir şey işitmek istiyorum,

Ne de siyasi olaylara karışmak.

Her şeyi alabilirsiniz, üstümdeki gömleği bile,

Ama Kızıl basını asla evime sokmayacağım!

ip cambazı

İp Üstünde Savaş

Tele saldırmak gerekir.

Robledillo kırbaç yiye yiye en ünlü ip dansçıları arasına girmiştir. Babası çalıştığı ipe çanlar bağlıyordu ve çalıştığı yerden çan sesi gelmediği taktirde hemen koşup gidiyordu oraya.

Acının zaferi ilgilnedirmiyor beni.

Ben zaten hiçbir şeye inanmıyorum. Beni büyüleyen sadece boş ve yararsız olan şey.

Sınırlar, tuzaklar, olanaksızlıklar çok gereklidir benim için. Her sabah bunları bulmak için yola çıkarım. Kullananın hoca değil öğrenci olması koşuluyla kırbacın gerekli olduğunu düşünüyorum.

(…)

Sınırlar sadece, düşlerden yoksun olanların ruhunda bulunur. (80-82)

Düşme

İp cambazı başarı şansı olmayan gösteriye girişmemeli, başarısızlığı kaçınılmaz olan numaralara kalkışmamalıdır. İp üstünde her düşünce olası bir düşmedir.

Donanımdan kaynaklanan kazaların olmaması gerekir.

Bu tür kazalar sonucu ölen çok sayıda ip cambazı vardır. Aptalca bir şeydir bu.

Ama kimi tel huysuzluk eder; ip cambazını yasa dışı ilan eder. İp cambazı denge bağlamında yasa dışı ilan edilir. Bu durumda şans içgüdünün gücüne kalmıştır. Hiç mücadele etmeden sürgüne gitmeye razı olan ip cambazları da vardır.

Düşsünler! Başkaları devam edecektir ip üstünde kolları ve bacaklarıyla dönmeye, çizgiden uzaklaşma endişesiyle korkulu gözlerle bakmaya. Son anda büyük bir güçle asılacaklardır tele. Hiç böyle bir şey geldi mi başınıza? Uzaktaki bir ipe doğru bir umut sıçrayışı yaptınız mı? Bir cavaletti’yi adeta uçarak yakalamaya çalıştınız mı?

(…)

Bir kez ipten düşmüş olanların bilgeliğine sahibim ben; bana ip cambazının düşüp öldüğü söylendiğinde şu karşılığı veriyorum:

“Bunu hak etti o.” (85-86)

günün sözü

Hala Marksist misin?” diye soruyorlar. Kapitalizmin tanımına uygun olarak kâr peşinde koşmanın yarattığı yıkım daha önce hiç bugünkü kadar yaygınlık kazanmamıştı. Bunu bilmeyen yok. Öyleyse bu yıkımı çok önceden tahmin eden ve analizini yapan Marx’a neden kulak verilmedi? Bu sorunun cevabı insanların, pek çok insanın, siyasal yönelimini tamamen kaybetmiş olması olabilir. Pusulasız, hangi yöne gittklerini bilmiyorlar.

John Berger, “Mekânla İlgili On Not”, Kıymetini Bil Herşeyin, çev. Beril Eyüboğlu, Metis Yayınları, 2009.

haftanın sözü

… hayatımız da topu topu bir film, bir açıdan bakarsak. Dönüp bakalım şimdi: Bu boktan filmin senaryosu kime ait, yönetmeni hangi yeteneksiz, dublajı neden bunca bozuk, dekoru nasıl böylesine iğreti olabilmiş, oyuncuları – Evet oyuncuları: Neden herbiri(miz) alabildiğine figüran?

Enis Batur, Köşebent, Cumhuriyet, 1.9.1996.

haftanın sözü

Emin: Çok fazla film yaptılar, canım sıkıldı… Orda da bir sivriltme durumu var, hep söylerim ya, insan, kalemin ucunu sivriltmekten kendini alamayan bir canlı, uç kırılır gene sivriltir, kırılır gene… Görüntüye taktılar, görüntüyü sivriltiyorlar… Senin buna canın sıkılmıyor mu? Ortasını bulsalar hiç değilse…

Latife Tekin, Ormanda Ölüm Yokmuş. Everest, 2002, s. 93-94.

"van minüt"

BİLGE KİŞİDE BİLGECE OLAN, TUTUMUDUR

Bay K.’ya gelen bir felsefe profesörü, ona kendi bilgeliğini anlattı. Bir süre sonra Bay K., ona şöyle dedi: “Sen rahatsız oturuyorsun, rahatsız konuşuyorsun, rahatsız düşünüyorsun.”

Öfkelenen felsefe profesörü, şu karşılığı verdi: “Ben, kendime değil, fakat söylediklerimin içeriğine ilişkin bilgi edinmek istemiştim.” “Söylediklerinin hiçbir içeriği yok”, dedi Bay K. “Yolunda beceriksizce ilerlediğini görüyorum ve yine gördüğüm kadarıyla, bu ilerlemen sırasında erişebildiğin hiçbir hedef yok. Söylediklerin karanlık; konuşman sırasında hiçbir şeyi aydınlatmıyorsun. Bu tutumu görünce hedef beni ilgilendirmiyor.” 
Bertolt Brecht, Bay Keuner’in Öyküleri, Türkçesi: Ahmet Cemal, Mitos Yayınları, 1994.